Köşe Yazısı

Araf

Bana her şeyi kafamdan uydurduğum söylendi… Yorgunum. Gözlerim belirli bir noktadan diğerine değecek kadar bile iyi hissetmiyorum kendimi. Parlak, son derece kaygan olduğunu düşündüğüm fayanslarla döşeli, nispeten büyük bir salonda..

Araf

Bana her şeyi kafamdan uydurduğum söylendi…

Yorgunum.

Gözlerim belirli bir noktadan diğerine değecek kadar bile iyi hissetmiyorum kendimi.

Parlak, son derece kaygan olduğunu düşündüğüm fayanslarla döşeli, nispeten büyük bir salonda bekliyorum. Çok uzaktan belli belirsiz makine sesleri ve sanırım kursağında yaşamaklı şeylerin kaldığı bir kadın sesi geliyor.

O kadın…

Tanıyorumdur belki…

Belki de o beyaz tenli, dişleri ucuz sigara içmekten çürümüş adam doğru söylüyordur. O kadını uydurduğum gibi, yaşadığımı düşündüğüm her şeyi uyduruyorumdur.  Ama o kadın istisnasız, nedense hiç sevmedi beni. Var olduğuna, yokluğum üzerine idaasına girerim.

Kısa bir süre onu düşündüm, yaşadığı yeri, sevdiği renkleri ve bilhassa yatağında yalnızken yaptığını düşündüğüm sakıncalı şeyleri. Kesinlikle giden sevgilisinin arkasından ağlayacak bir ifade yoktu suratında. Farklı farklı yerlerde onu kadını kim görse, benimle aynı fikirde olurdu bence.

Neyse. Konumuz o kadın değil…

Bu sefer sanırım bu salondan kolay kolay çıkamayacağım. Soğuk değil hava, yarı baygın getirildiğimde kar yağıyordu sanıyorum. Ki bunu da uydurmuş olabilirim. Artık emin olamıyorum. Asla olamayacağım…

Kendimi kötü hissediyorum!

Uzun bir zamandır…

Kendimi kötü hissetmek dışında belki yalnızca tek istediğim, çok zor nefesler alıp vererek, gün ayana kadar, küfür-kıyamet, kan revan içinde uyanmamaktı!

Ahmaklık etmişim, “geçecek” dediler, geçmedi, geçmeyecek!

Birbirinden son derece uzakta, su yüzeyinde gibi, belirli belirsiz şeyler bütün hatırladıklarım. Ama asla, ne olursa olsun buraya ilk geldiğimde söylendiği gibi değil, olmamalı. Daha şimdi yanımdaydı, dokundum, konuştuk, evet eminim vedalaşmadık!

Buradan ne zaman çıkabilirim acaba?

Zaten yorgunum her zaman, her dakika. Dinlenmeliyim, dün gece asla uyuyamadım. Yine başım ağrıyordu, saate baktım 4’tü. Gözlüklerim uzaktı bana, karanlık koridorda biri vardı. Onu gördüm, korkmuyordum ama huzursuz ediyordu beni. Yüzü her nasılsa, benim yüzüme oldukça benziyordu.

Dün gece 4 ten sonra uyku tutmadı, ekmek almaya çıktım, eve dönerken yolu yine bulamadım. Dalmışım, bir iki sokak geçince ne kadar da uzaklaşıyor insan her şeyden. Dönmek istemedim. Dönebilirdim. Mecalim yoktu. Biraz ağaç gördüm sokağın sonunda. Belki bir nehir, sesi kulaklarımdaydı ama uyduruyor olabilirim. Biraz huzur… Dönmek istemedim. Evet, her zamanki gibi yorgundum. Uyumak istedim oracıkta, bir ağaç dibinde, yeşilliklerin içinde, uzun bir zamandan beri böyle bir hazla sarsılmamıştı bedenim ve uyumak istiyordum ve asla uyanmamak.

Sokağın sonunda ağaçların arasında yine onu gördüm, bana bakıyordu, her nasılsa, yüzü bana oldukça benziyordu.

Şimdi parlak, son derece kaygan olduğunu düşündüğüm fayanslarla döşeli, nispeten büyük bir salonda bekliyorum.

Umarım bir daha uyanmam. Yorgunum. Eve gitmek istemiyorum.

 

DOĞAN ÖZGÜR

 

 

Haberi Paylaş

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL