Köşe Yazısı

Beni Sizden Büyük Sanmayın Dostlar!

Ramazan ayının ilk orucu dün itibari ile tutuldu. Ramazan’ın gelmesi ile birlikte, malum medyanın, malum hocaları, malum programlarla, malum sorulara malum cevaplar vermek için ekran karşısına geçti. Malumunuz, bu malum..

Beni Sizden Büyük Sanmayın Dostlar!

Ramazan ayının ilk orucu dün itibari ile tutuldu. Ramazan’ın gelmesi ile birlikte, malum medyanın, malum hocaları, malum programlarla, malum sorulara malum cevaplar vermek için ekran karşısına geçti. Malumunuz, bu malum hocalar her Ramazan’da ekran karşısına geçerek malum bir kitleye hitap etmeye başladı.

Baştan söyleyeyim: Niyetim kimseyi aşağılamak değil! Konunun başka taraflara çekilmesini istemem.

Türkiye’de bir çok evde iftar yaklaşırken açık olan televizyonda “İftara Doğru” programları izleniyor. Bu programlardan en popüler olanı ATV’de Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun sunduğu programdır. İstanbul’da Sultan Ahmet Meydanı’nda seyirci ile interaktif olarak gerçekleştirilen programda, Hatipoğlu, hikaye tarzı anlatımı ile hem orada toplanan kalabalığı hem de ekran karşısında izleyenleri etkilemeyi başarıyor. Her sene aynı soruların sorulduğu Hatipoğlu, aynı soruları duymaktan sıkılmadığı gibi aynı cevapları vermekten de sıkılmıyor.

Her yaş grubundan insan Sultan Ahmet Meydanı’na adeta akın edip alanı dolduruyor.

Hatipoğlu, sahneye çıktığında bir anda bir heyecan sarıyor alanı. O’na dokunabilmek için adeta bir birilerini eziyorlar. Hatipoğlu durumdan son derece memnun. Fıstık yeşili renkli kravatı ak saçları ile uyum içinde, geçip yerine oturuyor. Sonra seyirciler arasında mikrofon elden ele dolaşıyor. “Sakız orucu bozar mı” sorularını bir tarafa bırakıp başka bir boyutuna değinmek istiyorum.

Dün (Ramazan ayının ilk günü) seyirciler arasından bir kadın mikrofonu eline alıp Hatipoğlu’na “Hocam sizi çok seviyorum. Sizin için bir şiir yazdım” dedi. Hoca da “oku o zaman” diyerek cevap verdi. Kadın bir anda heyecanlandı. Aynı cümleyi belki de bir kaç kez yanlışlıkla üst üste okudu. Hatipoğlu’na art arda “hocam” diye başlayan cümleler ile methiyeler dizdi. Tabi, hocanın da hoşuna gitti. Bir başka kadın seyirci mikrofonu aldı. Elazığ’dan geldiğini söyleyen kadın memleketine selam gönderdikten sonra titreyerek konuşmaya başladı. Sağ eli ile tuttuğu mikrofon o kadar çok titriyordu ki, Hatipoğlu’nun gözünden kaçmadı. Hemen neden heyecanlı olduğunu sordu. Kadın, ağlamak üzere olduğunu belirtti. “Çok heyecanlıyım hocam. Hatta ağmamam geliyor” diyen kadın, “Ölmeden önce gelip sizi görmeyi, elinizi öpmeyi çok istiyordum. Nasip oldu” tarzında bir konuşma ile devam etti.

Ben bu görüntüleri oturup izledim. Merak ettim. Keşke izlemeseydim! Gördüm ki, Hatipoğlu sadece bir “hoca” değil! Oradaki kalabalığın gözünde yüce bir şahsiyet… Ona erişmek ne mümkün? Şiirler yazılan bir adam olmuş. Ölmeden görmek istemeyenler ile dolmuş Sultan Ahmet Meydanı!

Sonra bir araştırdım ki, daha önce de şiirler yazılmış kendisine. Oturup düşündüm ben de bir şiir yazmaya karar verdim, belki bir gün okur diye.

 

Sanma bu devran sürecek böyle!

Senin de bilmediğin çok şeyler var hoca.

Kibrinin sonu ne olacak böyle?

Aşkından şiir yazanlar da var gör onları hoca.

Elini koy vicdanına!

Seslen karşındaki kalabalığa.

De ki;

Siz alim olun ben cahil!

Siz Hamza olun, ben Cehil.

Ben de bir kulum olurum aciz.

Beni sizden büyük sanmayın dostlar.

Kadir Cesur

 

 

Haberi Paylaş

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL